ÖZGÜL FOBİLER

ÖZGÜL FOBİLER

Fobi, herhangi bir uyarana karşı duyulan ısrarlı, aşırı ve anlamsızca korkudur. Fobik bozukluklarda görülen anksiyete, temelde yaygın anksiyete bozukluklarında görülenle aynıdır fakat özgül fobideki anksiyete yalnızca belirli koşullarda ortaya çıkar.

Fobik bozuklukların iki önemli özelliği vardır: Hastaların fobik anksiyete yaratan durum karşısında 'kaçınma reaksiyonu' göstermeleri ve bu uyaranlarla karşılaşma olasılığı olduğunda 'beklenti (antisipasyon) anksiyetesi' yaşamaları. Hastalar fobiye neden olan uyarana karşı geliştirdikleri kaçınma reaksiyonu neticesinde yaşamlarına önemli sınırlamalar getirmek zorunda kalabilirler. (kedi ya da köpek fobisi olan birinin eve kapalı kalması, işe gidememesi gibi)

Özgül fobi en sık görülen ve tarihsel olarak en iyi tanımlanmış psikolojik rahatsızlıklardan biridir. Özgül fobide kadın/erkek oranı 2:1'dir ancak bu oran kan-enjeksiyon-yara tipinde 1'e 1 oranına yaklaşmaktadır. Özgül fobi toplumda her 100 kişiden 6 ila 9'unda bulunmktadır.

ÖZGÜL FOBİNİN FREUDYEN İZAHI

Freud, fobik semptomların oluşumu ile ilgili fikirlerini 1909'da "Küçük Hans" olgusu üzerinden açıkladı. Küçük Hans 5 yaşında bir oğlan çocuğudur ve atlara karşı bir fobi geliştirmiştir. Freud, çocuğun babası ile ilişkisini bir ay boyunca analiz ettikten sonra fobinin çözümlenmemiş bilinçdışı ödipal çatışmanın bir semptomu olduğu sonucuna varmıştır. Çocuğun bir yanda babasına olan sevgi ve saygısı, öbür yanda anneye karşı beslediği sahip olma duygusu, bunların sonucunda oluşan suçluluk hisleri kabul edilemez bir çatışmaya neden oluyordu. Dolayısıyla çocuk, bilinçaltında cezalandırılması gerektiğine inanıyor ve her gün bu korkuyla baş etmek durumunda kalıyordu. Bu durum bildiğimiz 'kastrasyon anksiyetesi'nden başka bir şey değildir. Küçük Hans'ın babaya karşı olan korkusu bilinçdışına bastırılıyor (represyon) ve dış dünyada kaçınabileceği bir nesneye, atlara yönlendiriliyordu (deplesman).

Bu tür korkuların çocuklarda fallik (ödipal) dönemde ortaya çıkması nadir görülen bir şey değildir. Çocuklar özellikle uykuya dalmakta güçlük çekerler ya da uykularından korkuyla uyanırlar. Uykuya dalmakta güçlük çekmelerinin sebebi birinin dolapta saklanıyor olması veya camdan birinin içeri girebileceği düşüncesi olabilir. Erişkinlere anlaşılmaz gelen bu korkular bu dönemdeki çocuklar için tamamen normaldir. Bu dönemde çocuklarda geçici fobiler ortaya çıkabilir. Daha önce hiç ısırılmadığı halde köpeklerden, aslanlardan, canavarlardan korkarlar. Burada korkulan şey aslında babadır (erkek çocuk için). Çocuk kendisine ciddi bir zarar verebilecek ve her an karşı karşıya bulunduğu, kaçamadığı ve kaçamayacağı baba yerine sokağa çıkmazsa ya da hayvanat bahçesine gitmezse hiç karşılaşmayacağı daha az tehlikeli bir şeyden korkmayı tercih eder. Bu, bilinçdışı bir uzlaşmadır. Bu korkular yaygındır ve bir iki yıl içinde kaybolurlar. Bu fobilerin erişkin yaşamda günün birinde neden ortaya çıktığı konusu ise halen net bir açıklığa kavuşmuş değildir.

Fobik hastaların çatışmaları Freud'a göre çoğunlukla cinsel niteliktedir ve psikoseksüel gelişimin fallik döneminden köken almaktadır. Araştırmacılar da başlangıçta fobilerin kastrasyon anksiyetesine bağlı olarak geliştiğini düşünüyorlardı. Günümüzde psikanalitik kuramcılar anksiyetenin diğer tiplerinin de işin içine girdiğini öne sürmektedirler. Örneğin agorafobide ayrılık (seperasyon) anksiyetesi açık bir rol oynamaktadır. Eritrofobideki (yüzün kızaracağı korkusu) utanma öğesi süperego anksiyetesinin işin içine karıştığını düşündürtür. Klinik gözlemler fobilere eşlik eden anksiyetenin çok çeşitli kaynağı ve yan dalları olduğu görüşünü öne çıkarmaktadır.

ÖZGÜL FOBİ TİPLERİ

Hayvan tipi: Korkuyu hayvanlar başlatır. Bu alt tip genellikle çocuklukta başlar.
Doğal çevre tipi: Korkuyu fırtına, yüksek yerler ya da su gibi doğal çevredeki nesneler başlatır. Bu alt tip genellikle çocuklukta başlar.
Kan-enjeksiyon-yara tipi: Korkuyu kan görme, yara görme, enjeksiyon veya diğer bir girişimsel tıbbi müdahale başlatır. Bu alt tipte önemli derecede ailesel geçiş gözlenmektedir. Çoğu zaman güçlü bir vazovagal tepki belirgindir. Hasta bir anda bayılabilir. 
Durumsal tip: Korkuyu toplu taşıma araçlarında bulunma, tüneller, köprüler, asansörler, uçakla uçma, araba kullanma ya da kapalı yerler gibi özel bir durum yaratmaktadır. Bu alt tipin başlangıcı çocuklukta ve yirmili yaşların ortalarında pik yapar.
Diğer tip: Korkuyu diğer uyaranlar başlatır. 

ÖZGÜL FOBİDE TEDAVİ

Psikanalizin başlangıç yıllarında teorisyenler, fobilerin ödipal çatışmalardan köken aldıklarını; dolayısıyla fobik nevrozun tedavisinde de psikanalitik yönelimli terapilerin öncelikle seçilmeleri gerektiğini düşünüyorlardı. Sonradan sonraya terapistin pasif rol aldığı terapilerin istenen etkinliği vermediği sonucuna varıldı.
Özgül fobilerin tedavisinde hipnoz ileri derecede faydalıdır. Destekleyici terapi ve aile terapileri de yararlı olmaktadır. Hipnozda hasta fobik nesnenin tehlikesiz olduğuna güçlendirilmiş bir telkinle inandırılabilir ya da hastaya self-hipnoz (oto hipnoz) öğretilerek bu nesnelerle karşılaştığında kendisini gevşetebilmesi sağlanabilir. Yine hipnozla hastanın fobik nesnesi daha az karşılaşılan bir diğer nesne ile yer değiştirilebilir. Örneğin kedi korkusu olan birisinin kedilerle karşılaşma olasılığı fazladır ve bu nedenle ciddi işlev kaybına uğrayabilir; hipnoz sırasında posthipnotik telkin olarak "Sen kedilerden değil kaplanlardan korkuyorsun. Şimdi uyanacaksın ve artık kedilerden değil, kaplanlardan korkacaksın" denirse hasta kendisi için daha az işlev kaybı yaratacak yeni bir fobik nesneye sahip olur. Destekleyici terapi ve aile terapisi sırasında hastanın kontrollü bir şekilde fobik nesne ile karşılaştırılması yararlı olabilir. Aile terapisinde terapist yalnızca ailenin yardımını bir liste olarak vermekle kalmaz, ailenin hastalığın doğasını ve hastanın sorunlarını anlamasına yardımcı olur. Özgül fobilerin tedavisinde en sık kullanılan davranışsal yöntem ise Joseph Wolpe'nin öncülüğünü yaptığı karşılaşma yöntemidir. Terapist gittikçe dozu artırarak hastayı fobik nesneyle karşılaştırır. Terapist bu sırada hastaya anksiyeteyi azaltıcı çeşitli teknikleri öğretir; bunlar gevşeme, nefes kontrolü ve o nesnenin gerçekte tehlikesiz olduğuyla ilgili bilişsel yaklaşımlardır. 

Başarılı bir fobi tedavisinde anahtar noktalar şunlardır: 
  1. Hastanın tedaviye katılımı. 
  2. Sorun ve amaçların açık bir şekilde belirlenmesi. 
  3. Hastanın duygularıyla baş edebilmesi için elde bulunan fobik tepki dışındaki diğer seçeneklerin belirlenmesi.